Zeki Müren ilk aşkını anlatıyor

Yayın Tarihi : 06 Aralık 2016
4742
Zeki Müren'in 'Seni Sevda Çiçeğim' adlı hicaz şarkı ile başlayan aşkının ve yıllardır unutamadığı esmer, yeşil gözlü sevgilisinin hikayesi...

 

İlk aşk hikayesi, "hicaz" bir şarkı ile başlamıştı. Yeşil panjurlu bir köşkleri vardı. Günde belki on defa, güzel sesiyle Leyla Saz'ın bestesi olan bu hicaz şarkıyı okurdu:

Seni sevda çiçeğim, tac-ı serim
Bilemezsin ne kadar çok severim.
Bunu her gün sorarım, tazelerim,
Söyle kalbinde benim var mı yerim?

Zeki Müren, sesi bozulmasın ve gıcık yapmasın diye 10 yıldır ağzına dondurma ve pasta koymamıştır. Soğuk su da içmez.Şarkının ilk cümlesi bitmeden, karşı köşkün, beyaz renkli panjurları açılır, tül perdeler aralanırdı. Yeşil gözlü, simsiyah kıvır kıvır saçlı, esmer bir kız, şarkı bitinceye kadar pencerenin önünden ayrılmazdı. Sonra her iki köşkün de panjurları kapanır, aralanan kapılardan 14-15 yaşlarında bir erkek çocuğu ile, yine aynı yaşlarda bir kız çıkardı... Erkekle kız biraz ilerideki çamlığa doğru yürürler, orada yan yana otururlar, birbirlerine en güzel aşk şiirlerini okurlardı...

O gün de hicaz şarkı okunmuş, en güzel aşk şiirleri söylenmişti. Ama kız düşünceliydi. Yeşil gözlerindeki damlalar, yaprağa düşmüş kırağı gibi parlıyordu. "Zeki" dedi "Yarın şarkımızı okuduğun zaman, perdemiz açılmazsa, üzülme! Birkaç günlüğüne, Erzurum'a gidiyoruz. Babamın bir işi çıktı da... Bu ayrılık uzarsa, sana mektup yazarım... Sen de şarkının sözlerini yazarsın... Ama mektup belki babamın eline geçer. Bunun nedenle zarfın arkasına "Zeki Müren" diye adını yazma... Bir kız adı uydur e mi?"

Esmer, yeşil gözlü kız, çamların arasından, köşke doğru kuştu. Kapı kapandı, beyaz panjurların arasından sokağa dökülen ışık da, biraz sonra söndü...

Zeki Müren, bu aşk hikâyesine şöyle devam ediyor:

- "Birkaç günlüğüne gittiği Erzurum'dan birkaç yıl dönmedi. Mektuplaştık, telefonla konuştuk. Ama daha çok, "müzikli mektup"lar gönderiyorduk. Her mektubun sonunu aynı şarkılı cümle ile bitiriyorduk: 'Bilemezsin ne kadar çok severim...' Bir gün, mektuplar kesiliverdi... Üç ay, üç yıl derken, günün birinde "evlenme" haberini aldım. Üzüldüm... İstanbul'a gitmek istiyordum. Şiire, müziğe olduğu gibi, resime de ilgi duyuyordum. Önce Boğaziçi Lisesi'nde okudum. Sonra Akademi'ye girdim... 

Zeki Müren günde 100 mektup alır. Yarısı para ister. Bu istekleri yerine getirse, yılda 1 milyon 600 bin lira ödemesi gerekir.Kumaş Desenleri Bölümü'nü birincilikle bitirdim. Bu arada, Agopos Efendi, Şerif İçli, Refik Fersan'dan alaturka müzik dersleri alıyordum. Radyo imtihanlarına da girdim. "Sesin güzel, usulün iyi. Bir gün çağıracağız" dediler. Aylarca bekledim. Ümidimi kesmiştim artık. 1950'yi 1951'e bağlayan gece telefonum çaldı. Tanımadığım bir ses: "Perihan Hanım aniden hastalandı. Onun yerine siz okuyacaksınız. Saz arkadaşlarınız hazır" dedi. Heyecanlanmıştım, içimi de bir şüphe kemiriyordu. Ya biri şaka yaptıysa?... Bir otomobile atladım, Radyoevi'ne gittim. Haber doğruydu. En güzel şarkılarımdan bir demet sundum. Bu arada, ilk aşkımın şarkısını, "Seni Sevda Çiçeğim"i okumayı da unutmadım... Radyoevi'ne, telefon, telgraf tebrikleri yağıyordu... Ama bir telgraf, beni 14 yaşın hayallerine döndürdü... Çoluk çocuğa karışmış, yeşil gözlü, esmer güzeli sevgilimden geliyordu: "Gönülden tebrikler... Seni Sevda Çiçeğim şarkısını, her seansında oku... Aşkımız, artık şarkılarda kaldı" diyordu...

Zeki Müren bu hicaz şarkının hikayesine geçiyor:

- "Onu, ilk defa nerede ve nasıl gördüğümü hayal meyal hatırlıyorum... Bursa'daki köşkümüzde, bir 'niş' vardı. Duvarlardaki oyuklara verilen ad... Gerçi, Bursalılar bu oyuklara "alafranga" derler... 'Niş'in önüne bir perde kurar, mahalle çocuklarını toplar, onlara kukla oynatırdım. O zaman alaturka şarkılar bilmezdim. 'Ol bir salon gelini, koy kalbime elini, sıksam ince belini, kalplerevur bir zımba' şarkısını söylerdim... Sonra bir gün radyoda, Muzaffer Akgün'ün okuduğu "Seni Sevda Çiçeğim" şarkısını dinledim... Hoşuma gitmişti. Dilimden düşmüyordu. Yeşil gözlü, esmer güzel kız, "Ne güzel şarkı bu... Her gün oku bunu Zeki" dedi. Kara kaplı okul defterinin kapaklarını yuvarlak yuvarlak keserek plaklar yapar, ortasına da kırmızı kağıtlar yapıştırırdım. Kağıtların üzerine de, o günlerin moda şarkılarının adlarını, bestecilerini yazardım. Kağıt plaklardan birinin üstüne, "Seni Sevda Çiçeğim" mısrasını yazmış, ona hediye etmiştim. Belki hala saklıyordur. Şarkının hikayesi böyle başlamıştı".

Zeki Müren durgunlaşıyor, gözleri dalıyor:

- "Aradan yıllar geçti. Bir gün gazinoda okurken, gözüm ön sıradaki bir masada oturan, yeşil gözlü, simsiyah saçlı bir kadına takıldı... Tanımıştım. O'ydu. Gözlerinde bir istek okunuyordu... Aşk şarkımızı okumamı istiyordu. Mikrofona yaklaştım, 'Sevgili dinleyicilerim, şimdi sislere hatıralarla örülmüş bir şarkıyı okuyacağım' dedim. Sazlara işaret ettim. Bir hane hicaz peşrevinden sonra 'Seni Sevda Çiçeğim' şarkısına başladım. Şarkı bitince, ön sıradaki masaya baktım. Yeşil gözlerde, birkaç kırağı damlası vardı..."

Zeki Müren elbiselerinin pullarını Avrupa'dan getirir, burada diktirir. Her şarkının ayrı bir elbisesi vardır!Zeki Müren ilk aşk hikayesinin sonunu söyle bağlıyor:

- "İlk sevgiliyi unutmak zor oluyor, her yerde onu, onun rengi aranıyor... Ne kadar güzel tonda olursa olsun, gözleri kahverengi olan kadınlardan hoşlanmıyorum. Mavi soğuk, ela soluk geliyor. Bir gün, stüdyoda çalışırken, Mari Blanchard adlı Amerikalı bir artistle tanıştım. Sarışın bir kadındı. "Karasu" filminde oynuyordu. Çalıştığım gazinoya çağırdım. O gece en güzel şarkılarımı okudum. Türkiye'den ayrılırken son sözü, 'Seni unutmayacagım' oldu... Gerçekten de unutmadığını gün aşırı yazdığı mektuplarla gösterdi. İlk mektubunu hala saklarım. 'Sevgilim Zeki, seni, şarkılarını ve seninle geçirdiğimiz günleri hiçbir zaman unutmayacağım...' Ama, bunlar geçici arkadaşlıklar, ilk sevginin yerini tutmuyor. Şimdilik evlenmeye niyetim yok! Ama beş yıl sonra evleneceğim. Nasıl bir kız mı arıyorum. Şöyle upuzun, simsiyah saçlı, yeşil gözlü, esmer olması şart. Lise veya enstitü mezunu olmalı. Yüksek tahsil aramıyorum. Çok konuşmayacak, erkeğini sayacak bir kadın. Ona, kendi yaptığım kumaş dedenlerinden örnek alınarak dokunmuş bir elbiseyi, nişanlandığım gün yazacağım bir şiiri ve en güzel bestemi düğün hediyesi olarak vereceğim. İlk aşkımın hikayesini, düğün arifesinde son defa okuyacağım; "Seni Sevda Çiçeğim" şarkısıyla noktalayacağım..."

(Röportaj: Orhan Tahsin / Ses Dergisi - 13 Ocak 1962)