Zuhal Tan hızlı yaşadı genç öldü

Yayın Tarihi : 08 Şubat 2016
9693
Yeşilçam'ın hızlı yaşantısıyla dikkat çeken oyuncularından Zuhal Tan, sevgilisiyle birlikte geçirdiği trafik kazası sonucu 22 yaşında hayata veda etti.

 

Zuhal Tan, renkli bir yaşamı seçen, hayat dolu gencecik bir oyuncuydu.Açık mavi-koyu yeşil arası bir arabaydı. Tıpkı berrak suların yeşili gibi... Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Birinci kattaki geniş pencereli apartmandan bakıyorduk, ikimiz de ayaktaydık. Bir sevgiliyi seyreder gibi arabasına bakıyordu. 1955 modeli Ford, Nisan yağmurunda yıkanıyor, sanki «Yağ yağ yağmur» diye bağıran mahalle çocukları gibi seviniyordu. Mahut olaydan bir hafta önceydi.

«Kaça aldın bu arabayı Zuhal?» diye sormuştum.

«23.000 liraya... Pek yeni değil, ama her işimi görüyor. Sağlam, tank gibi ağır... İki kapılı olduğu için ucuza aldım. Artistlerin arabalarını renkli olarak veriyorsunuz. Benimkini ne zaman çekeceksiniz?» demişti.

Sinema piyasasında onun hakkında türlü söylentiler dolaşıyordu.

«Çok film de çevirmiyor, ama bu paraları nereden buluyor?» diyorlardı. «80.000 liralık apartmanla, otomobili şöyle aldı, böyle aldı» diye fiskoslar oluyordu.

Fakat bu «arkadan konuşanlar» yüz yüze geldikleri zaman, «Zuhal, bir akşam telefon edeyim de birlikte gezelim, yeyip içelim» diyorlardı.

Zuhal Tan, telefon da almıştı. Hem de 5.000 lira vererek... Bir film setinde sırasını bekleyen bir kadın artist, «Bizim Ülker Sokağı'na otomobiliyle geldi dün gece... 14 numaraya girdi. Kara gözlükler takmıştı. Yanında da Melahat vardı. Otomobil kapıda bir saat durdu...» diyordu.

Genç Kızlar filminde Ediz Hun, Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit ile birlikte rol alan Zuhal Tan'ın oyunu çok başarılı bulunmuştu.Zuhal Tan «hızlı yaşamak için» araba almıştı. Çocukluk rüyalarında alamadığı her şeye 22 yaşına gelince sahip olmuştu. Telefona, arabaya ve apartman dairesine...

Daireye pahalı halılar, naylon perdeler, koltuklar, kanepeler de almıştı. Hem de en pahalı mobilyacılardan... Yatak odasında «kocamaaan» bir yatağı vardı, gardırobu vardı, gardrobunda sayısını unuttuğu elbiseleri, çamaşırları, eşyaları vardı. Her şeyi vardı artık. 22 yaşında genç bir kadın ve yüz binleri bulan bir servet... 

Çanakkale'de, ilkokulun son sınıfında «aklı her şeye eren» cin gibi bir kız olduğu yıllarda zengin evlerinde gördüğü her şeyi almıştı. Hatta, daha o zamanlar rüyalarında bile göremediği, sivri burunlu, demir ökçeli pahalı pabuçları, Paris'ten gelmiş parfümleri, vücudunu sis gibi saran yarı saydam çamaşırları, avucunu sürdüğü zaman yağ gibi kayan kürk mantoları...

Zuhal Tan, gerçek adıyla Zuhal Kılık, dört yaşındayken çekilen bu fotoğrafta annesi Hatice, babası Hüsnü ve kardeşi Erol Kılık ile...Viskisini ve sigarasını içiyor, bir yandan da anlatıyordu:

- «Benim için hızlı yaşıyor, diyorlar. Niçin hızlı yaşamayayım? Hayat kısa... İnsan dünyaya bir defa geliyor... Liseyi bitirdim, üniversiteye gittim, ama bana kimse 'Tok musun, aç mısın?' demedi. Şu çocukluk fotoğraflarıma bak.»

Önüme albümler serdi. Sayfalarını çeviriyorum, işte Zuhal, gözlerini dünyaya açalı altı ay olmuş... 1944 yılı... Çanakkale... İkinci Dünya Harbi devam ediyor. Birkaç adım ötede Almanlar, İtalyanlar, İngilizler boğuşup duruyor. Ekmek vesikayla veriliyor. Şeker 500'e çıkmış, gaz yok... Zuhal daha yürüyemiyor. Fotoğrafçı onu bir tabureye, annesiyle, babasının arasına oturtmuş. Objektife, dünyaya «masum» gözlerle bakıyor.

Ya şu fotoğraf? Harp bitmiş... Zuhal 4 yaşında... 1948'de Konya... 4 kişilik bir resim bu: Annesi, babası ve küçük erkek kardeşi... Bu sefer tabureye kardeşini oturtmuşlar. Zuhal ayakta... Başında kocaman, beyaz bir kurdele... Üzerinde üç düğmeli, kapalı, kızlar için hazır dikilmiş «bahriyeli» elbisesi... Elinde de bir yapma çiçek buketi...

İşte, İzmir'de Çeşme Ortaokulu'nda okurken bir kız arkadaşıyla çamlar önünde çekilen beyaz yakalı, siyah önlüklü resimleri. Siyah kemerleri iyice sıkmışlar. Bir başka fotoğraf daha: İstanbul Kız Lisesi'nin önünde... Dört kız bir arada... Lacivert forma, beyaz gömlek sırtında... Elinde okul kitapları.

Şimdi de Edebiyat Fakültesi'ne gidiyor. Coğrafya Bölümü'ne yazılmış... Ama, artık hayatının «gidişi» değişmiş. Babasıyla annesi ayrılmış. Posta memuru babası Hüsnü Kılık, Anadolu şehirlerinde kalmış. Zuhal, annesi Hatice,  kardeşi Erol ile İstanbul'a yerleşmiş. Beyoğlu Balıkpazarı'nın dar sokaklarında, bir kiralık evde yaşıyorlar. Daha doğrusu yaşamaya çalışıyorlar. 

Zuhal Tan, liseden sonra, iş aramaya başlıyor. «Selamet» Hanı'nda «felaket» bir çalışma... Sonra bir avukat yazıhanesi, daha sonra kapı kapı dolaşıyor. Hepsi bir lokma ekmek için. Erkek için değil... Fakat ekmekle erkek hep birbirine karışarak çıkıyor karşısına...

Zuhal Tan ile sevgilisi Kayhan Berker'in bulunduğu otomobil, Adapazarı civarındaki Tavuklar Köprüsü'nden geçerken, Sakarya nehrine uçtu.Önceleri mukavemet ediyor. Okuldaki dershaneden çıkmış, çeşitli ticarethaneler, eczaneler, pastanelerde çalışıyor. «Geçim için» her yere girip, çıkıyor. Sonunda «Filmcilikte iyi para var» diyorlar. Yeşilçam'a geliyor. Kapısında nöbetçi duran bir film yazıhanesinde bir film prodüktörü, «Soyun!» diyor, «Vücudun güzelse iş de var, para da...»

Soyunuyor, kabul ediyorlar. Soyunuyor, para veriyorlar. Soyunuyor, rol veriyorlar.

Artık Zuhal Tan, yerli film piyasasında «soyunan kadın»dır. Hem de «çok kolay soyunan kadın»... Soyundukça bankadaki para desteleri artıyor, soyundukça elbiselerinin sayısı artıyor. Hani, Çanakkale'de bir tek basma entarisi vardı ya? Şimdi, o geçmiş günlere inat, o yoklukla geçen çocukluğuna inat, soyunuyor. Geceleri rüyalarında bağırıyor:

- «Soyunuyorum işte! Sizler öyle istemediniz mi? Her tarafımı görmek istemediniz mi? Görün, bakın... Film çevirin, fotoğraf çekin...»

Bankadaki hesap çoğaldıkça çoğalıyor, Zuhal filmler çeviriyor. Rejisörler çıkıyor karşısına, başta ona ilk filmi çevirten Sırrı Gültekin, sonra Nevzat Pesen, sonra Memduh Ün, sonra başkaları...

Filmler birbirini kovalıyor: «Kavgasız Yaşayalım»dan sonra «Genç Kızlar», sonra «Fakir Bir Kız Sevdim», sonra Aşkın Kanunu Yoktur», nihayet «Yavaş Gel Güzelim», «Öp Annenin Elini», «Aşkım ve Günahım»... En son filmi de Tunç Okan'la çeviriyor: «Karanlıkta Vuruşanlar»...

22 yaşını dört ay geçmiş olan Zuhal Tan'ın cansız bedeni...Gerçekten «karanlıkta vuruşuyor»du Zuhal Tan... 25 Eylül 1963 Çarşamba günü «Her Gün» gazetesinin «Bir Yıldız Seçiyoruz» yarışmasına katıldıktan sonra hayatının temposu süratlenmiş, 25 Haziran 1966 Cumartesi günü saat 18:00'deki ölümüne kadar hızlı yaşamıştı. Fakat aydınlıkta değil, karanlıkta yaşanan hızlılık...

Bu «karanlığı» aydınlatmasını söyledim. «Buradan çıkalım da anlatırım» dedi. Kapıda duran arabaya bindik. Yağmur yağıyor. Dik yokuşlardan inmeye başladık. Sivri burunlu, sivri ökçeli papuçuyla fren pedalına basıyor. «Aman, buralarda kayarız, aşağısı uçurum» diyorum, kahkaha atıyor, «Korkma» diyor, «Lastikler yeni, patinaj yapmaz!»... «Ya rot çıkarsa?»... «Amaaan, düşündüğün şeye bak, daha gencim ben, 22 yaşını yeni bitirdim, ölmem»...

«Hayatımın çok kritik bir devresindeyim. Çocukluğumda aç kaldığım çok oldu. Annem, babamdan ayrılınca İstanbul'da üç kişilik ailenin reisliğini ben yaptım. Düşünün: 18 yaşında bir kız İstanbul'da tek başına çalışıp da evine bakacak? Bu pahalılıkta ne yapılır? Hangi para yeter? Film hayatına atıldıktan sonra gelirim arttı. Filmler sayesinde bütün memlekette adımı, daha doğrusu dekolte oynadığım için vücudumu tanıyorlardı. Reklam firmaları, ressamlar modellik verdiler, türlü işlerde çalıştım. Filmler de reklamım oluyordu, onlar benim için bir vitrindi, ama peşin ve büyük para vermedikleri için aldığım ücret yetişmiyordu. Günlerce ne yapacağımı düşündüm. Film işletmecileri dolu cüzdanlarla İstanbul'a geliyorlar, yakın dostluk teklif ediyorlardı. Ama, tek kişinin esiri olmamak için kabul etmedim. Nasıl olsa paranın esiri olmuştum. Nihayet biraz sesim olduğu için hafif şarkılar söylemeye karar verdim. Adım daima artist olarak kalacaktı.»

Trafik kazasında Zuhal Tan ile birlikte yaşama veda eden 32 yaşındaki sevgilisi Kayhan Berker, Gültekin Film'de prodüksiyon amiri olarak çalışıyordu.Otomobilinin pikabında «Lettera di un Soldato» çalıyor. «Çok güzel bu şarkı... Domenico Modugno iyi söylüyor. Ben de söylüyorum. 'Ruj e Nuar'da, sonra 'Piramit'te. yakında Ankara Japon Bahçesi'ne gidip şov yapacağım... Filmcilikte şöhret yaptım, ama para yapamadım. Hep bono, bono... Kağıt parçası verdiler. Şarkı söylemeyip de ne yapayım? Bu akşam İzmir'e gideceğim. Oradan da ver elini Ankara...» 

Mavi-yeşil arabadan indim. Akşam giyeceği elbiseler yanındaydı. «Allahaısmarladık» dedi, el salladı, gözden kayboldu.

* * *

İsimleri İnci, Nermin, Sibel, Türkan... Zuhal'in arkadaşları bunlar, ölüm haberini duyduktan sonra dertli annesinin evine koşup doğru dürüst baş sağlığı dilemeden aile albümlerine el atmışlar. Kaygıları: «Aman bizim resimlerimizi gazeteciler almasınlar. Zuhal'le birlikte çekilen resimlerimiz görünmesin» diyorlar.

25 Haziran 1966 Cumartesi günü saat 18:00'de, 32 yaşındaki Kayhan Berker ile birlikte Adapazarı yakınlarında. Tavuklar Köprüsü'nden Sakarya Nehri'ne uçan ve ters dönen mavi-yeşil arabadan çıkamayıp boğulan Zuhal Tan, 28 Haziran Salı günü öğleden sonra Kayhan Berker ile Adapazarı'uda aynı mezarlığa gömülüyordu.

Zuhal Tan, otomobili seviyordu; hızlı yaşamayı sesviyordu. Fakat, yeni, sağlam, rotu çıkmayan, direksiyonu kırılmayan bir araba alacak kadar parası yoktu... Zuhal, yıldıı gibi bir anda parlayıp sönen «Yeşilçam»ın talihsiz kızlarındandı...

(Yazı: Enis Rıza Olcayto - Ses Dergisi - 2 Temmuz 1966)