Şarkıları için kadınların kavga ettiği bestekar

Yazan

Yirmi yıl kadar önce Bostancı’da bir bahar sabahı… Her taraf yemyeşil, kuş sesleri, hanım ve çocuk kahkahaları bahçeleri dolduruyor. Köşkler pencerelerini tuz kokan deniz rüzgarlarına henüz açmış. Günlerden pazar olmalı…

Lemi Atlı, askeriye öğrencisi olduğu yıllarda…Deniz üstündeki gazinolardan birinde tek bir müşteri var: Genç ve güzel bir kadın, yüzü denize doğru. Uzaklara, enginlere bakıyor. Gür, siyah saçlarını rüzgarlar dağıtıyor. Gazinonun radyosundan içli bir kadın sesi duyuluyor. Ankara Radyosu’nun sabah yayını…

Bin gül çıkarırdım sana kalbimdeki külden

Bir gün beni ansaydın eğer sen de gönülden.

Bülbül gibi yanmazdı gönül sevdiği gülden

Bir gün beni ansaydın eğer sen de gönülden…

O anda bana öyle geldi ki, bu şarkıyı radyo değil de, gazinoda tek başına oturan bu münzevi kadın okuyor. Uzaklarda, denizlerin ötesinde bir sevdiği var. Binbir hatıra ile dolu kalbi, şimdi şu güzel bahar sabahında göz yaşlarıyla yıkanıyor. Ve kendi kendine: «Bir gün beni ansaydın eğer sen de gönülden» diyerek, gönül gözleriyle artık unutmak üzere olduğu vefasızı arıyor.

Bestekar Lemi Atlı’yı, sözleri dostum Yaşar Nabi’nin olan bu Nihavent şarkısıyla tanıdım. Bu şarkıdan olsa gerek, içimde garip bir hüzün vardı. Kimdi bu Lemi Atlı? Bu güzel şarkıyı, nasıl ve ne zaman yapmıştı? Birçok musikişinas dostlarımdan sordum, kitap ve mecmualar karıştırdım; zamanla şunları öğrendim:

Lemi Atlı’nın musiki merakı eniştesinin arkadaşlarıyla yaptığı müzik sohbetleriyle başladı.Lemi Atlı 1869’da Üsküdar’da, Sultantepesi’nde doğmuştur. Çerkez ibrahim Bey namında bir zatın oğludur. Babasının mensup olduğu kabile, «atlı» anlamına gelen «Şizemu» adını taşıdığından o da «aAtlı» soyadını aldı. Küçük yaşında ana ve babasını kaybetmiş, ablasının ve eniştesinin yanında büyümüş, yetişmiştir. Fatih Askeri Rüştiyesi’ne devam ederken – ki o zaman 17 yaşında imiş – eniştesinin arkadaşlarından, Vezneciler’de tütüncü dükkanı işleten bestekar ve musikişinas Hafız Yusuf Efendi’den ilk musiki dersini almaya başlamış. Daha sonra hocasının delaletiyle meşhur Hacı Arif Bey’i tanımış ve bu şöhretli bestekarımızın küçük Lemi üzerinde çok büyük ve geniş tesirleri olmuş.

Bu tesirler eserlerinde uzaktan uzağa hissedilir. Lemi Atlı’nın 17 yaşında bestelediği ilk şarkısı, bugün gerek radyolarımızda, gerekse konser salonlarımızda icra edilen fasıllarda çok beğenilir ve söylenir. Karcığar makamındadır ve sözleri şöyledir:

Hüsnüne elvan nazın şan senin

Bende takat kalmadı ferman senin

İhtiyarım gitti elden can senin

Bende takat kalmadı can senin…

Bu şarkıdan sonra Lemi Atlı, «zamanına göre profesyonel» diyebileceğimiz bir anlayış ve davranışla çeşitli makamlardan çeşitli eserler bestelemiştir. Bunların arasında çok meşhur olan Hicazkar makamındaki bir şarkısına ait hatıra ve hikayeyi kendisinden dinleyelim:

Güzel olan her şeye ilgi duyan Lemi Atlı, tam deyimiyle bir duygu adamıydı…- «O tarihlerde henüz 22 yaşında bir delikanlı idim. Zamanın Nafia Nazırı (Bayındırlık Bakanı) Mahmut Celalettin Paşa’nın Kanlıca’daki yalısında yaz geceleri fasıl musikisi yapıyoruz. Paşa ne zaman yeni bir şarkı güftesi hazırlasa ertesi günü bizi mutlaka davet eder; fakat yalıya gelinceye kadar sabredemediğinden vapurun vükelaya (vekiller) mahsus yan kamarasına girer, hepimizi etrafına toplayarak güftesini yüksek sesle okurdu. Yine böyle bir akşamdı. Köprüden kalkan vapurda Paşa ile karşılaştık. ‘Gel, gel Lemi Bey’ diye yanına çağırdı. Hemen koştum. Yan kamaraya yerleşince Paşa cebinden bir kağıt çıkarıp meşhur şarkı güftesini okudu:

‘Pembelikle imtizaç etmiş tenin

Sime ya kâfure benzer gerdenin

Ben siyah pırlanta zannettim benin

Görmedim cananım emsalin senin.’

Herkes gibi o zamanlar benim de kulağıma çalınmıştı. Paşanın Canan adında bir cariyesiyle fazla meşgul olduğu söyleniyordu. Bu şarkıyı da besbelli o Canan için yazmıştı. Güftenin okunması bitince yüzüme baktı, ‘Haydi Lemi Bey, göreyim seni, dedi, yarına kadar bu şarkıya güzel beste hazırla…

Temennayı basıp ayrıldım. Ertesi güne kadar kim sabreder? Doğruca Köprü Gazinosu’na… Bir elimde kahve fincanı, öteki elimde kağıt, kalem… iki saate varmadan besteyi bitirdim. Akşam vapur dönüşü karşısına çıkıp da «Paşam, beste hazır» deyince şaşakaldı. Hazırladığım besteyi yan kamarada, ağır ağır geçtim. Paşa çok memnun oldu, adeta bir çocuk gibi sevindi. Ertesi sabah bir de ne bakayım, Paşa’nın ağası, elinde pırlantalı bir altın sigara tabakası, harıl harıl beni arıyor. Aldım, teşekkür ettim. Fakat aksiliğe bakınız, cebimde de o günlerde on para yok. Tabakayı derhal kuyumcunun birine götürüp beş altına sattım.»

Lemi Atlı, ömrünün son yıllarında tanınmış bir ses sanatkarımıza aşık olmuş ve onun için de birkaç şarkı bestelemiştir.Lemi Atlı, klasik ekolün son çağ bestecilerini yakından tanıdığı ve bilhassa bunlar arasında Hacı Arif Bey’den eser geçtiği için, klasik Türk musikisi zincirinin son halkalarından biri olarak telakki edilir. Gerçekten de şarkılarında bu eski ekolün şekil mükemmeliyetini, tavır ve üslup benzerliğini hissetmemeye imkan yoktur. Fakat Lemi Atlı, gerek ritim zevki ve gerekse melodik ifade hususiyeti ile eski ekolden zaman zaman ayrılır. Buna en güzel örnek Rast makamındaki şu sarkısıdır:

Bu zevk-u sefa sahn-ı cemenzare de kalmaz

Güller dökülür, bülbül ölür, hare de kalmaz

Bu naz-ü eda şuh-u sitemkare de kalmaz

Güller dökülür, bülbül ölür, hare de kalmaz.

Lemi Atlı sık sık aşık olan bir sanatkardı. Onu yakından tanıyanlar her şarkısının muhakkak bir güzel kadına ithaf edildiğini söylerler. Hatta bu yüzden bir mecliste iki kadın arasında şiddetli bir münakaşa olmuş, her ikisi de üstadın meşhur bir şarkısını kendine malederek saç saça, baş başa gelecek bir hale düşmüşlerdi. Anlaşılıyor ki, merhum bestekarımız, Nasrettin Hoca’nın mavi boncuk fıkrasında olduğu gibi, ikisine de ayrı ayrı zamanlarda bu şarkıyı ithaf etmişti. İki hanım arasında paylaşılamıyan Hicaz makamındaki şarkı şudur:

Severim her güzeli senden eserdir diyerek

Koklarım goncaları sen gibi terdir diyerek

Çekerim sineye her çevri kaderdir diyerek

Yanarım ömrüme vallahi hederdir diyerek

Lemi Atlı, ömrünün son yıllarında tanınmış bir ses sanatkarımıza aşık olmuş, onun için de – kati olarak bildiğimiz – birkaç şarkı bestelemiştir. Bu şarkılar, yürekten duyulmuş gerçek bir aşkın ifadeleri olduğunda, gerek Lemi Atlı’yı, gerekse o meşhur ses sanatkarını yakından tanıyanlar müttefiktirler.

Bestekar, ihtiyarlık demlerinin son günlerinde ve hastalığında, aşkına, dostluğuna hürmetle mukabele eden bu vefakar sanatkara hislerini, “Hastayım, yalnızım seni yanımda / Sanıp da bahtiyar ölmek isterim…” mısralarıyla başlayan şarkısını bestelemiş, ona karşı duyduğu aşk ve minnet hislerini böylece ifade etmişti.

Lemi Atlı, 25 Kasım 1945’te hayata gözlerini yumdu. Onun ölümü ile, Türk musikisi, klasik ekolün en son ve en sevilen bir sanatkarını kaybetmiş oluyordu. En çok tanınan ve klasik Türk musikisi korolarında zevkle icra edilen en güzel eserlerinden biri, Uşşak makamındaki şu sarkışıdır:

Siyah ebrulerin duruben çatma

Gamzen oklarını aşıka atma

Sana gönül verdim beni ağlatma

Benim gözüm nuru gönlüm süruru..

Etiket:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir